1/10/2007 - ABDULKADİR GEYLANİ HZ.
ABDÜLKADİR GEYLANİ (K.S.) HAZRETLERİ VE ŞEYTANIN HİLESİ
Abdülkadir Geylani (k.s.) Hazretleri anlatıyor:
Henüz tasavvufa yeni süluk etmiştim. Bir akarsu kenarında ibadetle meşguldüm. Gökyüzünden bir nida geldi.
- "Ey Abdülkadir! Hazır ol sana tecelli edeceğim. "
Bu ses gelir gelmez etrafımda ne kadar ağaç taş varsa hepsi secdeye vardı. Ben bu hal karşısında hayrette kaldım. Ve düşündüm ki, Hak Teala Hazretleri mekandan münezzehtir. Bu ses ise gök tarafından geliyor. O halde şeytanidir. Bu düşünce ile ondan yüz çevirdim ve defetmek istedim. Tekrar:
-" Ey Abdülkadir! Ben senin Yüce olan Rabbinim. " diye nida geldi. Her şey yine secdeye kapandı. Bunlara asla iltifat etmedim. Zikre devam ettim. "
Bunun üzerine gökten siyah bir şey parça parça olarak yanıma düşüverdi. Meğer Şeytan-ı laıyn imiş. Etrafımda olup secdeye kapanan ağaçlar ve taşlar onun avenesi, yardımcıları imiş. Ağaç ve taş şekline girerek beni sapıttırmaya gelmişlermiş. Hepsi dağılıp gittiler. Şeytan-ı laıyn de bana dedi ki:
-Yürü var git! ilmin bereketleri ile şerrimden kurtuldun, diyerek yanımdan firar etti.
--------------------------------------------------------------------------------
Altıyüz Dirhemlik İp
Bağdat. Dul bir kadın. Altı öksüz çocuğu ve bir de ihtiyar ana. Kadın geçimi sağlamak üzere, hafta boyu el emeği verir, göz nuru döker iplik eğirir, pazara çıkar ve anası ile çocuklarının rızkını temin etmeye çalışırdı. Vakti tamam olunca bu dul kadın vefat eder, çocukların bakımı ise ihtiyar kadına kalır. Kadın pazara her hafata çıkamıyor, ip eğiriyordu. Bir zaman baktıki altıyüz dirhem kadar ip eğirmişti, pazara götürmeye karar verdi. - Ya Rabbi! Bu öksüzlerin, yetimlerin rızkını ver, diyerek sabah erkenden pazarın yolunu tuttu. Yolda giderken Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerinin evinin önünden geçiyordu. Onu görünce durakladı. Şeyh mürüdleriyle sabah namazından çıkmıştı, yaşlı kadını görünce duraklayarak: - Hoş geldin bacı, nereye gidiyorsun? - Bir miktar ipliğim var, pazara götürüp satacağım. - Ver bakalım. Benden altıyüz dirhem ip isteniyor, bunu ver de ben satayım. - Memnuniyetle, lütuf buyurmuş olursunuz, efendim dedi ve ipi verdi. Abdülkadir Geylani Hazretleri eline aldığı ipi şaka yollu mescidin damına atınca hemen nereden geldiği belli olmayan büyük bir kuş gelip, ipi kapıp gider. Kadın bu nebiçim şaka diye kendi kendine söylenmeye başlayınca, müritler kadına itiraz etmemsi için işaret ettiler, kadında daha fazla bir şey demedi. Hazreti Şeyh kadına dönerek. - Hatun canını sıkma, ipliği satmaya gönderdim, parası gelsin ne kadar etti se alırsın. - Pekala, diyerek gider, ertesi gün gelir. - İpilik satıldı mı? Abdülkadir Geylani Hazretleri: - İplik satıldı, fakat parası henüz gelmedi. Bir hafta hadar bir zaman içinde gelir. Kadın bir hafta sonra gelir, para henüz gelmemiştir, kadına: - Yarın gel, paranı al. Kadın, pazara niye gitmedim, şimdi param elimde olurdu hayıflana hayıflana evine gitmek üzere iken, Mürütler: - Bir gün daha sabret bakalım mevla ne gösterecek, derken bu işin sade bir şaka olmadığının farkında idiler. Ertesi gün oldu. Abdülkadir Geylani Hazretlerinin huzuruna o ana kadar görülmeyen bir heyet geldi. Bin altın takdim ettiler. Müritler heyete bu kadar paranın ne olduğunu, niçin Şeyhe takdim ettiklerini sordular. Gelenler tüccar olduklarını belirterek: - Altınlar Hazreti Şeyhindir. Denizde yolculuk yaparken fırtına sebebiyle geminin yelkeni delindi, yol alamaz olduk, denizin ortasında kalacaktık. Kaptana bir çaresi yok mu diye sorduğumuzda: - Altıyüz dirhem ip olsa geminin yelkenini onarır, yolumuza devam ederdik ama, şu anda nerede bulacağız, dedi. Biz ellerimizi kaldırarak Allaha dua ettik ve duamızda: - Ya Sultanul Arifin bize altıyüz dirhem kadar ip gönder, sana bin altın vereceğiz diye yalvardık. Bir de baktık ki, bir kuş gelip altıyüz dirhem ipliği geminin güvertesine bırakıp uçtu gitti. Şimdi o adağımızı yerine getirdik, dediler. Tüccarlar ayrıldıktan bir müddet sonra, ihtiyar kadın gelip sordu. - Para geldi mi efendim? Şeyh bin altını kadına verirken: - Benim satışım seninki kadat kârlı olmuş mu? Kadın bir anda zengin olmuştu. Abdülkadir Geylani Hazretleri'ne teşekkür ederek huzurdan ayrıldı.
Yetiş ya Gavs-ı a’zam!
Bu zatı sevenlerden, ilim ehli bir kimse,
Bir yere gidiyordu, bazı talebesiyle.
Birden gördü önünde, simsiyah bir yılanı.
Bastonuyla vurunca, öldü ve aktı kanı.
Onun vurması ile, ölür ölmez o yılan,
Âlimin etrafını, sardı siyah bir duman.
Az sonra, açılınca, bakıp talebeleri,
Onu göremeyince, merak etti her biri.
Tam bir saat geçince, baktı ki sonra onlar,
Geliyor hocaları, gidip karşıladılar.
Üstünde, çok kıymetli var idi bir elbise.
Dediler: (Merak ettik, ne oldu böyle size?)
Dedi ki: Öldürdüğüm o yılan, cinmiş meğer.
Beni tutup, denizin dibine indirdiler.
Padişahları varmış, o denizin dibinde.
Ve onun huzuruna çıkardılar beni de.
Baktım, taht üzerinde, heybetle duruyordu.
Ve kınından sıyrılmış, bir kılıç tutuyordu.
Kan içinde bir ölü yatardı yerde ise.
Cinler padişahının oğlu imiş meğerse.
Beni, adamlarına eliyle göstererek,
Bütün hiddeti ile, sordu, (Bu kim?) diyerek.
(Bu gencin katilidir) deyince kendisine,
Padişah, öfke kattı önceki öfkesine.
Bana bakıp dedi ki: (Suçu neydi bu gencin?
Bunu sen öldürmüşsün, söyle bana, ne için?)
Bu itham karşısında, hemen ettim itiraz.
(Onu ben öldürmedim) diyerek eyledim arz.
Dediler ki: (Efendim, bakın, kanlı bastonu.
Katil, bu adamdır ki, öldürün siz de onu.)
Dedim ki: (Bir yılanı öldürmüştüm bu gündüz.
O yılanın kanıdır, sizin o gördüğünüz.)
Dedi: (Benim oğlumdur, senin yılan dediğin.
Sen dahi öleceksin, cezanı çekmen için.)
Kadıya emretti ki: (Suçunu etti ikrar.
Sen dahi, bu kişinin ölümüne ver karar.)
Kadı verdi kararı, tasdik etti müftü hem.
Artık an meselesi olmuştu öldürülmem.
Yapacak bir şey yoktu, düşündüm ki o saat:
Hemen Gavs-ül a’zamdan istiyeyim bir imdat.
Tam öldürecekti ki kılıcıyla o beni,
Dedim: (Ey Gavs-ül a’zam Abdülkadir Geylani!)
O anda, nurlu biri içeri girdi nagah.
Dedi ki: (Bu insanı öldürme ey padişah!
Çünkü Gavs-ül a’zamın bir yakınıdır bu zat.
Nasıl verebildiniz katline bunun ruhsat?)
Gavs-ül a’zam ismini duyar duymaz padişah,
Kılıcını atarak, dedi ki: (Aman, eyvah!
Ne için daha önce tanıtmadın kendini?
Onun hatırı için, affettim ben de seni
ATFEDİLEN MENKIBELER
Abdülkadir-i Geylani Hazretlerine hizmet edenlerden biri, Hazreti Gavs'a bir sohbetlerinde;
"Efendim, Cenab-i Hak Zat'iniza kudretinin tasarrufunu bahsetmistir. Onun için istediginiz kimselere ufak bir nazar-i âlinizle (bakisiniz ile) birçok rütbeler verebiliyorsunuz. Bu kulunuz da size epey hizmet etti, ama bana hala bir sey ihsan etmediniz, niyaz (dua/rica)ediyorum" der.
Abdulkadir hz: Pekala, bugün bana bir helva pişir de, bakalım Kudret neler ihsan eder, senin de gönlün olsun" buyururlar.
Adamcağız "Başüstüne" diye sevinerek, helvayı pişirmeye başlıyor.O esnada da Hindistan'danbir heyet gelerek Hazreti Abdülkadir-i Geylani ile arz-ı ubûdiyyet (huzura vardiklarinda) ettikten sonra:
"Efendimiz, hükümdarımız öldü, bize bir hükümdar göstermenizi niyaza geldik" derler.
Bunun üzerine Hazreti Pîr, helva pişiren ihvaniı çağırarak:"Nasıl, Hind padişahlığını kabul eder misin?" diye soruyor. Adamcağız pür-neşe:
"Aman efendim, ihsan buyurdunuz" diye can atarak sevinirken, Hazreti Gavs: "Yalnız, seni şu şartla oraya padişah yapıyorum: Ne kazanırsan yarı yarıya paylaşacağız" buyururlar.
Pek tabiî olarak talip, bu emri minnetle kabul ediyor.
Nihayet adamcağız hakikaten söylendiği gibi Hindistan'da büyük bir saltanata, muazzam saraylara,mutantan debdebelere, güzel eşlere sahip olduğu gibi bir de erkek evlada sahip olur. Aradan onbir sene geçiyor ve bir gün Hazreti Abdülkadir-i Geylani'nin teşrifleri haberi çıkıyor. Hükümdar, Gavs-ı Samedâni'yi karşılayarak sarayında bir kaç gün hizmetinde bulunduktan sonra Cenab-ı Pîr artık döneceklerini haber veriyorlar.
Pâdişah: "Efendim, biraz daha kalıp bizleri sevindirin" diye ricada bulunuyorsa da Hazret-i Gavs'ın muhakkak gideceginii anlayınca: "Efendim, bari kusurlarımızı af buyurun" diyor. O vakit Sultan Abdülkadir-i Geylani Hazretleri, hükümdara:"Yalnız sizinle bir sözümüz vardı. Sizi biz buraya padişah olarak gönderirken ne kazanırsanızyarı yarıya olacak, diye bir söz vermiştiniz. İşte şimdi, buraya geldikten sonra ne kazanmış iseniz hesaplaşmak istiyorum" buyuruyorlar.
Padişah bunun üzerine bütün servetini tesbit ederekyarı yarıya ayırıyor ve Hazreti Gavs'ın huzuruna arzediyor.
Abdulkadir Geylani; İyi amma siz bir erkek evlad da kazandınız; onu da taksim etmeniz lazımdır" buyurunca, padişah:"O nasıl olacak?" diye soruyor. Cenab-ı Gavs cevaben: "Çocuğu ikiye böleceğiz, size istediğiniz tarafı vereceğim" diye emrediyorlar. Çocuk ortaya getiriliyor. Gavs-ı A'zam Hazretleri keskin kılıçlarıyla: "Destûr" deyip çocuğu tam ikiye ayıracakları esnada, padişah belindeki mücevher işlemeli hançerini çekerek:
"Eeey sehhar herif! Senelerce bana hizmet ettirdiğin yetmiyormuş gibi şimdi de tesadüfün bana verdiği nimeti elimden almak istiyorsun" diye tam Hazreti Gavs'ın göğsüne saplarken bir de bakıyor ki elindeki kaşık helva tenceresine saplanıyor.Ne saraydan eser var, ne saltanattan ve ne de çocuktan bir iz...
Bu hal karşısında hayretler içinde kalan talibe, Abdulkadir Geylani tebessüm ederek: "Oğlum karıştır helvayı... Biz cimri değiliz, veririz,amma zamanı gelmeden de olmaz..." buyuruyorlar.
***
Gavsul Azam (KSA) Hz.leri bir mahalleden geçerken bir müslümanla bir hıristiyanın münakaşa ettiklerini gördü. Sebebini sordu. Müslüman: “Bu hıristiyan, ‘Bizim peygamberimiz sizin peygamberinizden üstündür.’ diyor, ben ise bizim peygamberimizin üstün olduğunu söylüyorum.” dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri hıristiyana: “İsa (AS)'ın, Hz. Muhammed (SAV) Efendimiz’den üstün olduğunu hangi delille isbat ediyorsun?” buyurdu. Hıristiyan: “Bizim peygamberimiz ölüyü diriltirdi.” dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri: “Ben peygamber değilim, sadece peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV)'a uyan bir müslümanım. Eğer ölüyü diriltirsem, peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV)'e inanır mısın?” buyurdu. Hıristiyan: “İnanırım.” dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri: “Bana harab olmuş, eski bir kabir göster ve peygamberimizin üstünlüğünü gör.” buyurdu. Eski bir kabir gösterdi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri hıristiyana: “Sizin peygamberiniz ölüyü diriltmek istediği zaman hangi sözleri söylerdi?” buyurdu. Hıristiyan: “Kum Bi İznillah- Allah'ın izni ile kalk, diril derdi.” dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri leri ona: “Bu gösterdiğin kabirde yatan kişi, dünyada şarkıcı idi. İstersen onu şarkı söyler halde dirilteyim.” buyurdu. Hıristiyan: “Peki, öyle olsun.” dedi. Gavsul Azam (KSA) Hz.leri kabre döndü ve: “Allah'ın (CC) izni ile kalk.” buyurdu. Kabir açıldı ve ölü şarkı söyler halde kalktı. Hıristiyan bu kerameti görünce, Peygamberimizin (SAV) üstünlüğünü ikrar edip, Gavsul Azam (KSA) Hz.leri’nin elinde müslüman oldu.
|